warning: Creating default object from empty value in /home/masal/domains/1001masal.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Din

MEVZUA GIRMEDEN

Müslümanlık, hukukî, adlî, siyasi ve içtimaî ve bilhassa ahlâki umdeleriyle aynı zamanda büyük bir medeniyettir. İslâmiyeti hakkiyle tetkik öden ilim erbabı bu dinin bir kabile veya bir ırka değil, bütün beşeriyete hitap ettiğini görür. Onun için bu dinin saliklerîne Muhammedi denilmeyip müslüman denmiştir. Esas dinin istihdaf ettiği başlıca gaye tekmil yer­yüzünde sulh ve müsalemet ve beşer ahlâkında tekâmül, cemiyet-i beşeriyede umumî bir iman kardeşliğidir.

Fikih kitaplari ve Mealler

Ondört asirdir, dinimizi meallerden ögrenme kültürümüz yok iken, son yillarda niçin bu yola yönelindi, bunda maksat neydi? Sebilürresad Mecmuasi�nin 18 Safer 1924 tarihli ve 618 numarali sayisindaki, �Yeni Kur�an Tercümesi� baslikli yazida, bu sorunun cevabi özetle söyle veriliyor:

Kur�an-i kerim�i tercüme etmek, basip yaymak bir müddetten beri moda oldu. Ne gariptir ki, ilk defa bu ise tesebbüs eden, Zeki Megamiz isminde, Arap asilli bir Hiristiyandir. Fakat isminin duyulmasi üzerine, tercümeyi nesirden vazgeçti.

Din doğru olarak nereden öğrenilir?

Her Ramazan, bazı gazeteler promosyon olarak �Kur�an-ı kerim meali� verirler. Gazeteler bu vesile ile satışlarını artırırlar, neticede kazanıyorlar, fakat okuyucu kazanıyor mu, yoksa zararda mı bu tartışma konusu.

Yıllardır yapılan �Dinimizi esas kaynağından öğrenin, fıkıh kitaplarını ortadan kaldırın� gibi sloganlar sebebi ile maalesef zamanımızda Müslümanların çoğu, evlerinde bir meal bulundurma, dini buradan öğrenme yanlışlığına düştüler.

Dinin temel direği

Zararlı dış akımlardan, �misyoner� faaliyetlerinden korunabilmek için herkesin dinini çok iyi bilmesi lazımdır. Çünkü, dinini bilmeyenin dini olmaz!

Bunun için her Müslümanın dinini iyi öğrenmesi lazımdır. İmân, amel ve ahlâk ile ilgili, öğrenmesi ve yapması lâzım olan bilgileri ihtiva eden kitaplara �İlmihal� denir. İlmihâllerle zaruri din bilgileri verilir. Bu bilgileri öğrenmeyen bir kimsenin dînin emirlerini doğru bir şekilde yerine getirmesi mümkün değildir.

Avusturyalı gazetecinin tespiti

Bugün, Müslüman ülkeleri denilen devletlerin durumları ortada. Çoğu geri kalmış üçüncü dünya ülkeleri durumundalar... Bilerek, planlı olarak bu ülkeleri perişan hale getiren Batı, şimdi de bunu bahane ederek, �Müslüman olduğunuz için dininiz sizi bu hale getirdi� diyerek suçu İslamiyete yüklemekte. Çıkış yolu olarak da, ismi İslâm olan fakat İslâmiyetle ilgisi olmayan bir ahlâk sistemini yerleştirmeye çalışmaktadır.

Feminist entellerin yanlışı

Bundan önceki yazımda islamcı entel feminist aydın bayanlarımızın sözde dinimizi anlatan kitaplarından bahsederek, din adına ne çamlar devirdiklerini anlatmıştım. Pek çok bayan okuyucum arayarak, bu konu üzerinde biraz daha durmamı istediler. Bayan olduğumuz için hem cinslerimizin yazıları ilgimizi çekiyordu, kitaplarından yazılarından istifade etmeye çalışıyorduk, ne kadar yanılgı içinde olduğumuzu gördük, sayesinizde onların gerçek yüzünü öğrendik, dediler.

Feminist entellerin marifetleri

�Hidayete kavuşmuş(!)� entel bayanların ortak özelliklerinden biri, 1400 yıllık geçmişi, birikimi bir kenara itip akıllarınca, doğrudan Kur�an-ı kerime ve hadis-i şeriflere ulaşıp buradan neticeye varmak. Çünkü bunlara göre, asırlardır, âlimler genellikle erkek oldukları için dini yanlış anlattılar; kadınların aleyhine hüküm verdiler. Bunun için de, dini baştan alıp kadınların lehine yeniden yorumlamak, lazım diyorlar.

Reformist

İnsanın haddini bilmesi üstün bir meziyettir. Haddini bilmek gibi üstün irfan olamaz. Hadis-i şerifte, "Haddini bilene ne mutlu!� buyurulmuştur. Hatta bazıları bunun önemini bildirmek için, "İslâmın şartı beş, altıncısı ise haddini bilmektir" diye de bir latife ederler. İnsanın haddini bilmemesi büyük bir noksanlıktır. Böylesine üstün bir meziyetten mahrum olanlar kendine de toplumada büyük zarar verirler. Kimin başına ne gelmiş ise haddini bilmediğinden dolayı gelmiştir.

Felsefe ve tefekkür

Madde ve hayâtı, kâinât, cemiyet, rûh, ölüm-ölüm sonrası, din ve tanrı konularını inceleyen ve bunlarla ilgili akla dayanarak ortaya konulan düşünce ve görüşlerin tamamına �felsefe� denir.

Felsefede vahyin yerini akıl aldığı için İslam dininde felsefenin yeri yoktur. Çünkü felsefenin cevap aradığı soruların hepsine hiç değişmez ve aksi iddia ve isbat edilemeyecek bir mükemmellikte dinimizde cevap verilmiştir. Kur�ân-ı kerîm, yaratanı (Hâlık�ı) ve yaratılmışı (mahlûku) birbirinden kesin bir şekilde ayırarak, her şeyin aslını haber vermektedir.

İmam-ı Gazaliye neden düşmanlar?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce, Gazali düşmanlarının bir tahlilini yapmak lazım. Dikkat edilirse bunlar, İslamiyeti kendi kafalarına göre yorumlamak isteyen; kısa akıllarına göre dine ilaveler çıkarmalar yaparak ismi �İslam� olan fakat gençek islamla ilgisi olmayan yeni bir din kurmak isteyenlerdir. Veya alt yapısı müsait olmadığı, dine ait temel bilgilerden yoksun oldukları için bu tür art niyetli kimselerin oyununa gelen kimselerdir.

İslamı bozma gayretleri

Dinlerarası diyaloğun, reformist faaliyetlerin dinimize verdiği zararı bilenlerin sayısı maalesef çok az. İşte bu az sayıdaki insanlardan biri de M.Şevket Eygi�dir. Sayın Eygi bir yazısında bu tehlikeyi şöyle dile getiriyor:

�İKİNCİ Meşrutiyet hareketi bir Mason-Dönme hareketiydi. O günden bugüne İslâm dinini tahrif etmek (bozmak) için birtakım gizli mihraklar sinsi bir şekilde hiç aralık vermeksizin çalışmaktadır.

Ceditçilik (Dinde reform) çalışmaları

Bugün İslam âleminin içler acısı durumu ortada. Hıristiyan âleminin ve Vatikan�ın yoğun baskısı altında. İç ve dış düşmanlar, İslamiyeti tamamen ortadan kaldırmak için bütün güçleri ile saldırıya geçmiş durumdadırlar. Şunu unutmayalım ki, bu duruma hemen gelinmedi. En az üç yüz yıllık bir çalışma sonunda, İslam âlemi içeriden çökertilerek bugüne gelindi. Bu yıkımı gerçekleştirebilmek ve �Misyonerliği� kolaylaştırabilmek için dinde reform projeleri hazırlandı.

Yeni bir din kurma gayretleri

Aslında bu değiştirme işi sadece kurbanla sınırlı değildir, bunların gerçek niyeti dini tamamen değiştirmek, kendilerine göre yeni bir din kurmak. Vahye dayalı, nakli esas alan İslamiyeti yok edip, Protestanlık gibi yeni bir dinin tarih sahnesinde yerini almasını sağlamak.

Reform ve bid'at felâketi

Teknolojide, müspet ilimde değişme, gelişme esastır; dinde ise değişmemezlik esastır. Bu kurala uyulmazsa, mesela, esası değişmezlik olan din değiştirilmeye, teknolojiye, zamana uydurulmaya çalışılırsa dün bahsettiğim merkezi ezan, merkezi namaz gibi garabet ortaya çıkar. Din, din olmaktan çıkar, oyuncak haline gelir.

Bunun için dinimiz, dinde değişiklik, dini tabirle �bid'at� üzerinde çok durmuştur. Peygamberimiz, �Her bid'at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.� buyurmuştur.

Ezanda Birlik reformu

Sene 1970 veya 71 idi. Kasabamızın merkez camii minaresine din görevlilerinin arzusuyla hoparlör yeni takılmıştı. Hoparlörden çıkan gür sesi işiten halk sevinç içindeydi.

O günlerde Ahmet Amca�nın dükkanına uğramıştım. Kendisini üzgün ve düşünceli görünce, � Hayrola Ahmet Amca, Karadenizde gemilerin mi battı yoksa?� diye takıldım.

Dinin yeniden yorumlanması

Bazı okuyucularım,� Sende Batı saplantısı oluşmuş. Her olumsuzluğu dönüp dolaştırıp Batı�ya mal ediyorsun...� diyorlar. Evet, bu saplantı değil gerçeğin ta kendisidir. Kusura bakmasınlar, son zamanlarda temcid pilavı gibi tekrar gündeme getirilen, �İslamda Reform� �Kur�anın Çağdaş Tefsiri� �Dinin Yeniden Yorumlanması� �Dinlerarası Diyalog�gibi tartışmalar için de aynı şeyi söyleyeceğim. Diyanet İşleri Başkanı�nın, �Ben reform kelimesini kullanmadım, İslamın reforma ihtiyacı yok!� demesine rağmen, Diyaneti de kattılar bu kampanyaya. Hem de lokomotif görevi uygun görülerek.

Dinde reform

Dinlerarası diyalog ve Dinlerin birleştirilmesi fikri hemen oluşmadı. İki asırlık aşamalı faaliyetler sonucunda ancak gelinebildi. Önce alimler ve temel fıkıh kitapları devre dışı bırakıldı. Arkasından dinde reform faaliyetleri yapıldı. Bunun için İslam aleminde ısrarla şu görüş öne sürüldü: �İslamiyet çağın şartlarına artık uymamaktadır. Zamanımıza göre, dînimizde de yenilikler, değişiklikler yapılmalıdır..�

Prof. Campenhausen'in üzüntüsü

Hıristiyan âlemi batıl dinini yaymak için milyar dolarlar harcarken bizler nelerle uğraşıyoruz? Sen ben kavgasıyla zamanı boşa harcıyoruz. Birlik beraberliğin önemini, parçalanmanın zararlarını biliyoruz hepimiz. Parçalanmanın, milletlere, devletlere, dinlere ne kadar zarar verdiğini tarihteki geçmiş hadiseleri okuyarak öğreniyoruz. Fakat bu zararı yaşayarak, görerek idrak etmek daha başka oluyor. İnsan müşahhas örnekleri görünce, yaşayınca iliklerine kadar hissediyor bu acıyı. Hele de bu bir yabancı tarafından dile getirilmiş ise. Sizi fazla meraklandırmadan konuya gireyim.

Karen Armstrong'ın yazısı

Bugün dünyanın süper gücü nasıl ABD ise, bir zamanlar da Osmanlı İmparatorluğu idi. Hem de asırlarca üç kıtada devam eden bir üstünlük. Her devlet bir iş yapacağı zaman, �Osmanlı ne der?� diye düşünürdü.

Osmanlının himayesinde ve idaresinde olan her millet Osmanlıdan kendisine bir zarar gelmeyeceğinden emindi. Bunun için Osmanlıya düşmanlık aklından bile geçmezdi.

Albert Schwitzer'in yorumu

İslam medeniyetinin farkını belirtmeden önce, medeniyet nedir, ne değildir buna bir açıklık getirelim. Medeniyet demek, yalnız ilim ve teknoloji demek değildir. Bunlar, medeniyet için, ancak bir âlet, bir vasıtadır. İlimde, fende çok ileri olan milletlere teknolojilerini ne yolda kullandıklarını incelemeden, medenî demek büyük gaflettir. Teknolojinin çok gelişmiş olması, gözleri kamaştıran yeni buluşların artması, medeniyeti göstermez. Bunları medeniyet sanmak, her silâhlıyı gâzi, asker sanmaya benzer. Evet, iyi bir asker olmak için en yeni harp vasıtalarına sahip olmak lâzımdır.

İçerik yayınları

Son yorumlar