warning: Creating default object from empty value in /home/masal/domains/1001masal.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

İslam

Batı ve İslamı yok etme projesi

XIX. yüzyılda İslam’a karşı yürütülen çok cepheli savaşın koordinatörü olan Büyük Britanya, kendisini Hristiyan dünyasının hâmisi görmekte ve onlar adına Müslümanlardan intikam aldığına inanmakta idi.

Misyonerlik Faaliyeti

İslâm hükümranlığına cephe alan ve onu zayıf düşürmek ve hattâ yok etmek için çalışan teşkilâtın başında misyonerlik gelir. Garblılar, Müslüman dünyasını ilim neşriyatı perdesi al­tında, yani misyonerlik yoliyle manevî istilâları altına atlmak için asırlardan beri çalışmaktadırlar. Denebilir ki misyonerlik, garb emperyalizmi ve müstemlekeciliğinin ileri karakolları, ön­cüleri olmuştur.

Islam Hakimiyetinin Devami

Cenab ı Kibriya Kur'anı Kerim En-Nars sûresinde buyu­ruyor:

Allan ın nusratı ve fetih gelince.

Sende insanlar ın küme küme Allanın dinine gireceklerini görünce hemen Rabbını hamd ile, teşbih et. Ondan mağrifet dile. Allah tövbeleri kabul edicidir.

Baz ı müfessir bu âyeti kerimenin, Peygamberimizin irtihallerine işaret olduğunu söylerler. Sahih Buharı bu surei serifenin Peygamberimizin vefatlarından iki sene evvel nazil oldu­ğunu nakleder. Yine bazı rivayetlere göre de bu âyetler Resulallahın terki dünya etmek üzere olduğunu gösteren bir işa­rettir.

Islam Devletine Karsi Yahudiler

Yahudilerin Peyagmberimizin kar şısındaki vaziyetleri o kadar mühim değildi. Mühim olan şey umumiyetle Urban ve hususi olarak Kureyşlilerdi. Bu sebeple Yahudilerin dairei itaata alınmaları ve bunlardan kafa tutanların uzak tutulmaları için muahedeler yapılmıştır. Fakat islâm devleti büyüyüp, hü­kümranlığı genişledikçe Yahudilerin fitne ve fesatları da art­mağa başladı. Bedir harbinde müslümanların galebesini gören Yahudiler bunu kendileri için tehlike sayarak müslümanları kötülemeğe ve Peygambere yapılacak fenalıklar hakkında ara­larında görüşmeğe başladılar.

Arabistanda Islam Hakimiyeti

îslâmm nuru, koyu karanlıklar ve zulmetler içinde Arab yarımadasında doğdu, bu güneşin ışıklan oradan bütün yeryü­züne yayıldı. Bu güneşin şuaları, uzun ve kasvetli gecelerin zifiri karanlıklarını yarmadan evvel yalnız Arab yarımadası değîl, bütün cihan vahşet, zulmet, zulüm ve kahır, cehalet ve ıstırap içinde yüzüyordu.. Arabistanda cehalet ve putperestlik almış yürümüştü.

Islam Davetinin Siddetlenmesi

Kureyşlilerin İslâm'ın neşrine muhalefeti normal bir şeydi. Çünkü Peygamber davet vazifesini yüklenip kendisiyle bera­ber bu mukaddes vazifeyi üzerine alan kitleyi alnı açık olarak ve meydan okuyarak gizlilikten aleniyete çıkarmıştır. Üs­telik bu iş bizzat Mekke'de ve Kureyşlilerin gözü önünde kendileriyle bir yüzleşme mânasını da taşıyordu. Çünkü halk, Allah'ın birliğine ve yalnız ona ibadet etmeğe, putları terkedip, içinde yaşadıkları bozuk nizamdan sıyrılmağa davet ediliyor­du. Bu sebeple Kureyşlilerle toptan mücadele edilmiştir.

Davete Karsi Mukavemet

Resul ü Ekrem, Islâmın Peygamberi olarak gönderildiği zaman halk onu ve dine davetini birbirlerine söylemekte idiler. Bu işe en ehemmiyet veren Kureyşliler idi. Çünkü işin bida­yetinde onunla alâkadar olmamışlar ve bu işin dedikodusu pa­pazların ve filozofların gayretlerinden ileri gidemez, insanlar son raddeye geldikleri zaman ecdadının dinine dönecekler, kanaatında bulunmuşlardır. Bunun için bidayette ondan korkup kaçmamışlar, ona muhalefet etmemişler ve toplu bulundukları yerde Muhammed önlerinden geçtiği vakit, bu; Abdümuttalib'in oğludur, göklerden kendisiyle konuşulandır, derlerdi.

Davetin Yürümesi

İslama davet vazifesi Resulü Ekremin vazife-i nübüvveti üzerine aldığı günden belli idi. Mekke'de halk: Muhammed'in yeni dini ilân ettiğini biliyordu. Bundan başka birçok insanların hakikaten Müslüman oldukları ve Muhammed'in; arkadaşlarını toplu bir hale getirmek için geceleri uykusunu terk ederek ça­lıştığını ve Müslümanların kitle haline gelmelerini ve hak dini ne sarılma işini gizli tuttuğu da biliniyordu. Halk, bu davete iman ve icabet edenlerin nerede toplandıklarını ve kimler olduklarım bilmemekle beraber mevcudiyetlerinden haberdardılar.

MEVZUA GIRMEDEN

Müslümanlık, hukukî, adlî, siyasi ve içtimaî ve bilhassa ahlâki umdeleriyle aynı zamanda büyük bir medeniyettir. İslâmiyeti hakkiyle tetkik öden ilim erbabı bu dinin bir kabile veya bir ırka değil, bütün beşeriyete hitap ettiğini görür. Onun için bu dinin saliklerîne Muhammedi denilmeyip müslüman denmiştir. Esas dinin istihdaf ettiği başlıca gaye tekmil yer­yüzünde sulh ve müsalemet ve beşer ahlâkında tekâmül, cemiyet-i beşeriyede umumî bir iman kardeşliğidir.

Din doğru olarak nereden öğrenilir?

Her Ramazan, bazı gazeteler promosyon olarak �Kur�an-ı kerim meali� verirler. Gazeteler bu vesile ile satışlarını artırırlar, neticede kazanıyorlar, fakat okuyucu kazanıyor mu, yoksa zararda mı bu tartışma konusu.

Yıllardır yapılan �Dinimizi esas kaynağından öğrenin, fıkıh kitaplarını ortadan kaldırın� gibi sloganlar sebebi ile maalesef zamanımızda Müslümanların çoğu, evlerinde bir meal bulundurma, dini buradan öğrenme yanlışlığına düştüler.

Maksatları bağcıyı dövmek

Son yıllarda Kurban Bayramlarında çatlak kafalardan çatlak sesler yükselmeye başladı. Çok değil 15-20 sene önce böyle tartışmalar olmazdı. Herkes haddini bilirdi, 1400 yıldan beri, kurban hangi tür hayvanlardan nasıl kesiliyorsa, eti, derisi nasıl dağıtılıyorsa her müslüman böyle yapıyor dolayısıyla manevi bir huzur içinde bayramlar idrak ediliyordu. İslamiyete, kurbana inanmayanlar da haddini biliyor, �Bu bir inanç meselesidir, herkes dininin emrettiği şekilde yapmalıdır� diyerek Müslümanların işine karışmıyorlardı.

Usul (metot) hatası

Ondört asırdır dimdik ayakta duran İslam dini son yıllarda niçin sarsıntı geçiriyor? Türk toplumunda �Misyonerler� kendilerine nasıl taraftar bulabiliyorlar? On asırlık Müslüman Türk çocukları nasıl �Hıristiyan� olabiliyor?

Her Müslümanın bu sorunun cevabını doğru bir şekilde tespit etmesi lazımdır. Bu yapılmadığı müddetçe yapılanlar �Havanda su dövmek� ten öteye geçmez. Demek ki dini öğrenmede, öğretmede önemli bir metot hatasına düştük.

Feminist enteller şeytana iş bırakmadı

İslamcı feminist aydın bayanlarımız, kafalarında kendilerine göre, bir İslam şablonu çizmişler veya birileri çizdirmiş, bunun dışına çıkamıyorlar. Kim derse desin eğer bir husus bu feminist şablona uymuyorsa tanımıyorlar. Bunu dinde söz sahibi alim de söylese, Peygamber efendimiz de söylese hatta Kur�an-ı kerimde bile geçse fark etmiyor.

Feminist entellerin yanlışı

Bundan önceki yazımda islamcı entel feminist aydın bayanlarımızın sözde dinimizi anlatan kitaplarından bahsederek, din adına ne çamlar devirdiklerini anlatmıştım. Pek çok bayan okuyucum arayarak, bu konu üzerinde biraz daha durmamı istediler. Bayan olduğumuz için hem cinslerimizin yazıları ilgimizi çekiyordu, kitaplarından yazılarından istifade etmeye çalışıyorduk, ne kadar yanılgı içinde olduğumuzu gördük, sayesinizde onların gerçek yüzünü öğrendik, dediler.

Reformist

İnsanın haddini bilmesi üstün bir meziyettir. Haddini bilmek gibi üstün irfan olamaz. Hadis-i şerifte, "Haddini bilene ne mutlu!� buyurulmuştur. Hatta bazıları bunun önemini bildirmek için, "İslâmın şartı beş, altıncısı ise haddini bilmektir" diye de bir latife ederler. İnsanın haddini bilmemesi büyük bir noksanlıktır. Böylesine üstün bir meziyetten mahrum olanlar kendine de toplumada büyük zarar verirler. Kimin başına ne gelmiş ise haddini bilmediğinden dolayı gelmiştir.

İmam-ı Gazaliye neden düşmanlar?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce, Gazali düşmanlarının bir tahlilini yapmak lazım. Dikkat edilirse bunlar, İslamiyeti kendi kafalarına göre yorumlamak isteyen; kısa akıllarına göre dine ilaveler çıkarmalar yaparak ismi �İslam� olan fakat gençek islamla ilgisi olmayan yeni bir din kurmak isteyenlerdir. Veya alt yapısı müsait olmadığı, dine ait temel bilgilerden yoksun oldukları için bu tür art niyetli kimselerin oyununa gelen kimselerdir.

Müslümanlar niçin geri kaldı?

Son yıllarda, bazı yazarlar köşelerinde bu sorunun cevabını arıyorlar. Bu konuyu tartışmaya açtılar. Bazıları da bundan istifade ederek �Vur abalıya� misali İslamiyete, İslam büyüklerine saldırmayı fırsat bildi. Aslında önemli bir konu bu. Herkesin çala kalem fikir beyan edeceği bir konu değil, uzmanlık istiyen hassas bir konu. Daha önemlisi de uzman bile olsa kişilerin art niyetli olmaması.

İslamı bozma gayretleri

Dinlerarası diyaloğun, reformist faaliyetlerin dinimize verdiği zararı bilenlerin sayısı maalesef çok az. İşte bu az sayıdaki insanlardan biri de M.Şevket Eygi�dir. Sayın Eygi bir yazısında bu tehlikeyi şöyle dile getiriyor:

�İKİNCİ Meşrutiyet hareketi bir Mason-Dönme hareketiydi. O günden bugüne İslâm dinini tahrif etmek (bozmak) için birtakım gizli mihraklar sinsi bir şekilde hiç aralık vermeksizin çalışmaktadır.

Ceditçilik (Dinde reform) çalışmaları

Bugün İslam âleminin içler acısı durumu ortada. Hıristiyan âleminin ve Vatikan�ın yoğun baskısı altında. İç ve dış düşmanlar, İslamiyeti tamamen ortadan kaldırmak için bütün güçleri ile saldırıya geçmiş durumdadırlar. Şunu unutmayalım ki, bu duruma hemen gelinmedi. En az üç yüz yıllık bir çalışma sonunda, İslam âlemi içeriden çökertilerek bugüne gelindi. Bu yıkımı gerçekleştirebilmek ve �Misyonerliği� kolaylaştırabilmek için dinde reform projeleri hazırlandı.

Kelam ve Fıkıh düşmanlığı

Büyük İslam âlimi İmam-ı Gazali hazretlerinin ölüm yıldönümleri her nedense, sönük geçiyor. İslam âleminin yetiştirdiği bu ender şahsiyetten yıldönümlerinde pek bahsedilmiyor; şatafatlı anmalar yapılmıyor.

İçerik yayınları

Son yorumlar