Adnan Menderes'in yükselişi ve sonu

DP, 7 Ocak 1946 yılında 64 yıl önce Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü tarafından kurulmuştur. Yani İkinci Cihan Harbi’nin sona ermesinden 1 yıl sonra, CHP’ye tek rakip olmuştur ki, DP’ye karşı halkın büyük teveccüh göstermesinden kuşkulanan CHP, hemen seçim kararı almış, 21 Temmuz 1946 yılında sandığa gitmiştir. O zaman ki seçim yasası, açık oy, gizli tasnif şeklinde olduğundan, DP’nin oylarının gizli odalarda gasp edildiği ve yerine CHP’nin oylarının konulduğu hâlâ söylenmektedir. Bunun en canlı misali, Mersin’in Aslanköy nahiyesindeki (Şimdi ilçe olmuştur) halkın, sokağa dökülerek yapılan oy hırsızlığına isyan etmesidir.

Halkın DP’ye yönelmesi sebepsiz değildir. Atatürk’ün ölümünden sonra, resimlerinin resmi dairelerden, paralardan, pullardan kaldırılarak İnönü’nün resminin konulması, Türk halkı üzerinde hiçte iyi bir tesir bırakmamıştır. Diğer taraftan, cihan harbi sebebiyle, köylünün elinden buğdayının, arpasının, mısırının yarısı zorla alınmış, yol vergisi, ağnam ve varlık vergisi gibi vergilerin alınmasında tahsildarların, insafsız hareket etmeleri ve jandarmanın baskısı gibi sebepler dolayısıyla Halk Atatürk’ün partisi CHP’den gittikçe soğumuştur. Tam bu sırada kurulan DP’ye karşı sevgi seli oluşmuş olduğundan CHP 21 Temmuz 1946’da erken seçim kararı almış, sonunda yüzde 80 oy ile 391 milletvekili çıkarmıştır. Tüm baskılara, oy gaspına rağmen DP, yüzde 13 oy almış ve 62 milletvekili çıkartmıştır. Sinop’tan da 3 milletvekili Enver Kök, Suphi Batur ve Yusuf Kemal Tengirşek seçilerek meclise girmişlerdir. Daha sonra 14 Mayıs 1950, 2 Mayıs 1954 ve 27 Ekim 1957’de yapılan seçimlerde de DP tek başına iktidar olabileceği kadar milletvekili çıkartmış ve 27 Mayıs 1960 darbesine kadar Menderes’in başbakanlığında 10 yıl süresince Anadolu ve Trakya şantiye olmuş fabrikalar, barajlar, limanlar, yollar bu dönemde inşa edilmiş dolayısıyla millet refahla tanışmıştır. Yani çarıktan ayakkabıya geçmiştir.
Memleketin bu hızlı gelişmesini, bunun sonunda halkın gittikçe DP’ye teveccüh etmesini hazmedemeyen iç ve dış mihrakların el ve güç birliği yapmaları ile üniversite gençliği sokağa dökülmüş, hocaların da öğrencileri tahrik etmesi sonucunda, Türk ordusu, iç hizmet yasasının kendilerine verdiği vazife uyarınca 27 Mayıs 1960 tarihinde, asker yönetimine el koymuş, Cumhurbaşkanını, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri ve yurt genelinde parti görevinde bulunan herkesi tutuklamış, hepsini Yassıada’da enterne etmiştir. 27 Mayıs sabahı, radyolardan ilan edilen ilk bildiride Kurmay Albay Alpaslan Türkeş’in davudi sesi ile vatandaşlara şu hususta söz veriliyordu: “Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz hiçbir kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkar bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun, her vatandaş kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir.”
Darbeyi yapan, sonradan Milli Birlik Komitesi olarak ulusun karşısına çıkan subaylar kadrosunda 2 Orgeneral, 1 Tümgeneral, 2 Tuğgeneral, 8 Albay, 7 Yarbay, 10 Binbaşı ve 8 Yüzbaşı bulunuyordu. İşte bu kadro, ilk bildirisinde taahhüt ettiğinin aksine yalnız DP’lilere karşı tavrını koymuş ve yukarıda bahsettiğim gibi bu partinin tüm kadrolarını Yassıada’da toplamıştır.
Yassıada’da yerleştirilen Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri, valiler, il ve ilçelerde görev yapan kişiler, sanki bu memlekete büyük kötülük yapmışlar, sanki vatanı satmışlar, sanki milleti fakrü zaruret içinde bırakmışlar, sanki ülkeyi soyup, soğana çevirmişler de şimdi bunun hesabını vermek için toplanmışlar. O kadar araştırmalara, baskılara rağmen ancak bebek davası ile köpek davası ile koskoca bir iktidarı mahkum edebildiler. Yassıada’ya kumandan olarak atanan Yarbay Tarık Güryay, gerçekten DP’lilere karşı hınç duyan, bilhassa Adnan Menderes’e her fırsatta hakaret etmeyi görev telakki eden bir kimliğe sahip gaddar, aşağılık duygusu ile ne yaptığını bilemeyen bir askerdir. Örneğin, aradan 3 ay geçmiş, ailesi perişan, kendisi her an hakarete maruz kalan Menderes’e eşi Berin Hanım’la küçük oğlu Aydın, bin bir müşkülatla alabildikleri izinle Yassıada’ya eşini ziyarete gider. Bu eş, 10 yıl memleketin kalkınması için var gücü ile çalışmış, Başbakanlık gibi en üst mevkie kadar yükselmiş, şimdi ise kaderin bir cilvesi olarak hiçte uygun olmayan bir yerde çile doldurmaktadır. Elbette bu ilk buluşmada birbirlerine söyleyecekleri bir şeyler vardır, onun için baş başa görüşmelerini sağlamak, görevlilere düşen bir insanlık görevidir. Öyle değil mi? İşte bu insafsız Yarbay, geliyor, küçücük odada bir sandalyeye oturuyor ve onların başında izbandut gibi bekliyor. Bu konuyu, Menderes’in koruması ile görevli Yüzbaşı Kazım Çakır’ın “Menderes’in 464 Günü” diye her gün yazdığı günlüğünden öğreniyoruz. Mahkeme, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı idama mahkum etmiş, Milli Birlik Komitesi de kararı onaylamıştır. Bir gün önce iki bakan idam edilmişlerdir. Menderes o gün intihar edercesine biriktirdiği hapları içmiş ve idamı ertelenmiştir. Ertesi günü, doktor iyileştiğini bildirir bildirmez, mutad olmadığı halde öğle vakti alelacele İmralı adasına getirilir ve idam sehpasına çıkarılır. Çingene altındaki sandalyeyi çeker, fakat ip kopar Menderes yere yuvarlanır. Yine öteden beri uygulanan bir örfe göre, onun tekrar asılmasına cevaz yoktur. Başında bekleyen, Menderes’i asmak için acele eden savcı Altay Ömer Egesel, emir verir ve yerdeki yaralı Menderes tekrar asılır ve idam edilir. Böylece, memleketine sıdkı sadakatle hizmet eden, bir devre adını veren bir Başbakan hiçte müstahak olmadığı bir ceza ile idam ediliyor. Allah her üçüne de rahmet eylesin.
Türk milleti onları hiçbir zaman unutmadı ve unutmamak için İstanbul/Topkapı’da anıt yaparak ebedileştirdi. Ya onları mahkum eden hakimlerden, savcılardan, ihtilal yapanlardan kaçını bu gün kaç kişi hatırlamaktadır? Ya Yassıada Kumandanı Tarık Güryay’ı bugün acaba kaç kişi hayırla yad edebilir?
Bu günlerde, Türk milleti geçmişle yüzlemektedir. TV’lerde o günleri ve 12 Eylül günlerini anımsatan diziler yayınlanmaktadır. Yüzbaşı Kazım Çakır’ın Yassıada’da 464 gün boyunca tuttuğu ve o günleri yansıtan notları vardır. Bunların bugün bir dizide gündeme taşınmasının hayırlı bir iş olacağına inanıyorum.
Adnan Menderes’in büyük oğlu Yüksel’in ölümünün nasıl olduğunda bazı tereddütler vardır. Ortanca oğlu Mutlu bir trafik kazasında öldürülmüştür. Ama kaza mı, kasıt mı belli değil. Küçük oğlu Aydın ise, bir trafik kazası geçirmiş ve ömür boyu felçli yaşamaktadır. Ne diyelim takdiri İlahi işte...

Sabri Deniz

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul><img> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar