warning: Creating default object from empty value in /home/masal/domains/1001masal.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

osmanli

Dünya üzerinde Abdülhamid Han'ın izleri

Zamboanga neresi, Yıldız Sarayı neresi?

Filipinler'de Mindanao adasında, halkının tamamı Müslüman olan bir yerleşim yerinin ismidir Zamboanga.

Burada Taluksangay adını taşıyan bir cami, Müslümanlara bu topraklardaki köklerini hatırlatırken, turistler için de uğranmadan geçilemeyecek şirin bir mekân. Kapısındaki kitabeye bakılırsa 1885 yılında yaptırılmış. Tahmin ettiniz: Abdülhamid'in buraya gönderdiği yardımlardan bu cami de nasibini almış durumda. Kubbesinde ve minaresinde bulunan hilal, hilafetin gölgesinde bulunduklarını gösteriyor.

Hint Okyanusu'na uzanalım şimdi de: Seylan'dayız. Ve Seylan'da Müslümanların medar-ı iftiharı olan Hamidiye Mektebi'nin önünde toplanmış öğretmen ve öğrencileri görüyoruz eski bir fotoğrafta. İsimleri yazılı altında: Samir'ler, Muhiddin'ler, Enis'ler, Selim'ler... Hepsi Abdülhamid'e (veya bu kitabın okurlarına) ta oralardan ve zamanın içinden selam ediyorlar. Okul halen faal ve ismi Hameedia Boys' School'dur.

Ermeniler 2 milyon müslümanı şehit etti

ABD eski Başkanı Reagan’ın danışmanı Fein: “Beyaz Saray araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı’yı katlettiği ortaya çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor…” dedi.

Usul (metot) hatası

Ondört asırdır dimdik ayakta duran İslam dini son yıllarda niçin sarsıntı geçiriyor? Türk toplumunda �Misyonerler� kendilerine nasıl taraftar bulabiliyorlar? On asırlık Müslüman Türk çocukları nasıl �Hıristiyan� olabiliyor?

Her Müslümanın bu sorunun cevabını doğru bir şekilde tespit etmesi lazımdır. Bu yapılmadığı müddetçe yapılanlar �Havanda su dövmek� ten öteye geçmez. Demek ki dini öğrenmede, öğretmede önemli bir metot hatasına düştük.

Karen Armstrong'ın yazısı

Bugün dünyanın süper gücü nasıl ABD ise, bir zamanlar da Osmanlı İmparatorluğu idi. Hem de asırlarca üç kıtada devam eden bir üstünlük. Her devlet bir iş yapacağı zaman, �Osmanlı ne der?� diye düşünürdü.

Osmanlının himayesinde ve idaresinde olan her millet Osmanlıdan kendisine bir zarar gelmeyeceğinden emindi. Bunun için Osmanlıya düşmanlık aklından bile geçmezdi.

Batılılaşmanın neresindeyiz?

Batının teknolojisine değil de örf adetine, yaşayışına talip olarak �Batılılaşma� 1839 yılında tanzimat fermanından sonra başladı. Bunun öncülüğünü de Mustafa Reşid Paşa yaptı. İskoç Mason teşkilatı üyesi Lord Rading vasıtasıyla tatlı vadlere Reşid Paşa, Mason locasına üye yapıldı. Daha sonra da sadrazamlık makamına tayin ettirildi. Reşid Paşa�nın ilk işi daha önce Lord Rading'le beraber hazırlamış olduğu reform ve ıslahatları Tanzimat Fermanı adı altında yayınlatarak yürürlüğe koymak oldu. Ardından, casusluk ve hıyanet ocakları faaliyete başladı.

Oyun içinde oyun!

Hıristiyanlığı yaymadan en büyük engel olarak gördükleri Osmanlı Devleti�ni bir an önce yıkmak için, Batılı güçler, özellikle İngilizler oyun içinde oyun oynuyorlardı. İttihat ve Terakki, Dış güçlerin ve basının desteği ile halka zulmediyor, ordu içinde de kendisine karşı olan, milletini, dînini ve vatanını seven subayları, orduda gençleştirme bahânesiyle tasfiye ediyordu. Bu, halkta ve orduda büyük bir huzursuzluğa sebep oldu.

Kurt, dumanlı havayı sever!

Güçlü devletlerin, kendi inançlarını yaymanın bir yolu da, o milletin içinde fitne, anarşi çıkarmak; insanlar birbirleri ile uğraşırken, kendi düşüncesini, kültürünü yaymaktır. Batılı devletler, kendi �Hıristiyanlık� inançlarını yaymak için Osmanlının son zamanları bu yol çok defa denendi. Bunlardan biri de, �Otuzbir Mart Vak�ası� dır.

Osmanlı'nın yıkılışında misyonerlerin rolü

İslâm memleketlerinde faaliyet gösteren misyonerler, Hıristiyanlığı yaymanın yanında, halkı bölücü ve yıkıcı kamplara ayırıp nihai hedef olarak devleti yıkmaya çalışmışlardır. Osmanlının yıkılmasında Misyonerlerin büyük rolü olmuştur. Osmanlının yıkılışında misyonerlerin etkisini iki noktada toplamak mümkündür:

1) Misyonerler, çeşitli bölgelerde yaşayan Ermeni, Rum, Bulgar vs. gibi Hıristiyan unsurların çocuklarını, açtıkları mekteplerde okutmuşlar ve onlara kendi milliyetçiliklerini aşılayarak, Osmanlı Devletine karşı isyana hazırlamışlardır.

Gözle görülmeyen Kilise

Toplantıda Malezya başbakanı sayın Dotuk Mahathir Bin Muhammed�in mesnetsiz suçlamasından ziyade, en çok üzüldüğüm husus, 50 ülkenin temsilcisinden ve Ülkemizdeki sözde müslümanların sözcülüğünü yapan basından en ufak bir tepkinin gelmemesidir. Çoğu gazete tepki göstermeyi bırakın, Osmanlıya hakaret bölümünü yayına bile sokmadı. Batı�nın sömürge ülkelerinde yıllardır yaptığı Osmanlıyı kötüleme, propagandasından Türkiye�nin de payına düşeni aldığı anlaşılıyor.

Reformla yatıp reformla kalkıyorlar

Malezya�da İslam Konferansı�nın 10. Dönem toplantısı yapıldı. Çoktan beri, İslam aleminin bugünkü perişan hali için suçlu aranıyordu. Nihayet bu suçlu bulundu. Malezya başbakanı Dotuk Mahathir Bin Muhammed, konferansın açılış konuşmasında suçluyu ilan etti. Kimmiş biliyor musunuz? Osmanlı... Bakınız Osmanlının suçu neymiş:

Barışta hayır var!

Kudüs�te Filistin�de dökülen kanları yıllardır televizyondan ibretle izliyoruz. Birçok gayretlere rağmen yıllardır durdurulamıyor bu kan. Hal böyle olunca insanın aklına iki şey geliyor: Ya bu işlerle uğraşanlar barışı sağlamada samimi değiller, ya da barışı sağlamada takip ettikleri yol yanlış.

Osmanli kadinina uzatilan diller

Birkac yildir ulkemizde baslayan ve Osmanli kadınefendilerini konu alan tarihi roman furyasi ile tarihin nasil acimasizca karalanabilecegini ve masum insanlara nasil bu kadar kolay iftira atilabilecegini maalesef goruyoruz.

Safiye Sultan ile baslayan; Bir Hurrem Masali, Nurbanu, Hatice Sultan ve Kiraze ile devam eden bu karalama kampanyasinda,

Rus arşivlerinden çıkan büyük gerçek

Moskova'daki Askeri Tarih Devlet Arşivi'ni araştıran akademisyen Mehmet Perinçek, Tuğgeneral Bolhovitinov'un 11 Aralık 1915'te karargahına gönderdiği 65 sayfalık raporu buldu. İşte rapordan çıkan büyük gerçek...

Etnik temizliği Ermeniler yaptı

Moskova'daki Askeri Tarih Devlet Arşivi'ni (RGVİA) araştıran akademisyen Mehmet Perinçek, Tuğgeneral Bolhovitinov'un 11 Aralık 1915'te karargahına gönderdiği 65 sayfalık raporu buldu. Rus komutan raporda, "Ermeni gönüllü birlikleri ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara girişti" diyor.

Büyüklere Masallar: 'araplar Osmanlı'ya İhanet Etti'

Türklere 80 yıldır anlatılan bir masalı tekrar ediyor. Bu masal, "Araplar ve diğer 'Müslüman kardeşleriniz' I. Dünya Savaşı'nda sizi sattı" diye başlar ve "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" diye de noktalanır. Türk'ün özellikle de Müslüman dostu yoktur...

Masal budur. Peki gerçek nedir?
Gerçek şudur: Osmanlı'nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak "ihanet ettikleri" kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar sözkonusu olduğunda, Osmanlı'ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul'a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz.

"Araplar" Osmanlı'yı Arkadan Vurdu mu?

Her Türk genci "Araplar'ın I. Dünya Savaşı'nda bize ihanet ettiğini" öğrenerek büyür.

Arap ihaneti yalani

Tarih bir çok insanın çeşitli roller üstlendiği bir sahnedir ve muazzam yalanlar saklamıştır içinde, patlamaya hazır volkan misali. Sürekli tekerrür eden bu bilim bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır aslında, yalvarırcasına! Alınması gereken ibretler vardır onda.
İsmine tarih dediğimiz ve kainat yaratıldığından beri süregelen bu döngü içinde kalmış; küçük gibi görünen fakat ağırlığı altında ezildiğimiz büyük bir leke vardır. Müslüman milletlere atılan en son kazıklardan biridir bu kazık ve bizim tarihimizdedir.

150 yıllık İngiliz yalanı Balaklava savaşının gizlenen gerçekleri

Ölenlerin tamamı Türk askeriydi ama İngilizler 'kayıplar bizimdi' dediler

İngiltere'nin bundan 150 yıl önce ortaya attığı bir tarih yalanını, yine bir İngiliz TV'si düzeltti. 1850'lerde dünya gündemini senelerce işgal eden Kırım Savaşı sırasında Balaklava'da meydana gelen çarpışmalarda 600 İngiliz askerinin ölmesi, İngiliz tarihinin kahramanlık destanlarından biri sayılıyordu.

Üç Osmanlı yazarı Nobel Edebiyat Ödülü almıştı!

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması geniş yankı uyandırdı. Bu ödülü alan ilk Türk olduğu manşetlere kadar çıktı. Ancak konunun bir de tarihe ilişkin kısmı var. Hem Nobel ödüllerinin, hem de Osmanlı’nın yakın tarihine eğildiğimizde şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşmaktayız. Eğer Osmanlı Devleti 19. yüzyıldaki gibi devam etmiş olsaydı, bugün bir değil 4 Nobel’imiz olacaktı.

Geçen yıl 12 Ekim 2005 günü The Guardian gazetesinde The Sea (Deniz) adlı romanıyla ciddi bir ödül kazanan İngiliz yazar John Banville ile yapılan söyleşi yayınlanmıştı.

İçerik yayınları

Son yorumlar